Hayattayken kıymetini bilmediği insanları, kaybettikten sonra özlemle anar; yanındayken değer vermediği insanları, yokluğunda anlamaya çalışır.
Ne demişler; “Ölü, öldüğü gün kıymetli, gelin geldiği gün…”
Bir dostun sıcak selamını, bir annenin duasını, bir babanın nasihatini, bir kardeşin fedakârlığını, bir arkadaşın sadakatini ancak onları kaybedince fark ederiz.
Zaman ise acımasızdır.
İlk günlerde herkes hatırlar, herkes konuşur, herkes üzülür. Sonra hayat devam eder. İnsanlar işlerine döner, yollar kalabalıklaşır, gündem değişir. Bir zamanlar yokluğu yürek yakan insanlar bile zamanın sisleri arasında yavaş yavaş uzaklaşır.
Ölülerin hatıraları silinir…
Ama daha acı olanı, dirilerin değerinin de silinmesidir.
Oysa gerçek vefa; mezar taşlarına çiçek bırakmak değil, hayattayken gönüllere dokunabilmektir.
Bir gün hepimiz birilerinin hatırası olacağız.
Arkamızda bıraktığımız makamlar, unvanlar, servetler değil; gönüllerde bıraktığımız izler yaşayacak. İnsan ömrü kısa, zaman hızlı, dünya ise fanidir. Kalıcı olan; iyilik, vefa, merhamet ve güzel bir hatıradır.
Bu yüzden bugün hâlâ yanımızda olanların kıymetini bilelim.
Çünkü hayatın en büyük pişmanlığı, kaybettikten sonra değer vermek; en büyük zenginliği ise sahipken kıymet bilmektir.