dini chat
Cihat ÇELİK
Köşe Yazarı
Cihat ÇELİK
 

ÇOCUKLARIMIZIN TELEFONUNU DEĞİL,ÖNCE KALBİNİ AÇALIM

Son dönemde okullarda yaşanan şiddet olayları, çocukların duygusal ve sosyal ihtiyaçlarını ne kadar yakından izlediğimizi yeniden düşünmemiz gerektiğini gösteriyor. Böyle olayların ardından genellikle şu soruları soruyoruz: Bu çocuklar neden böyle davrandı? Aileleri hiçbir şey fark etmedi mi? Öğretmenleri yaşanan değişimi göremedi mi? Oysa belki de önce şu soruyu sormalıyız: Çocuklarımızın davranışlarını takip ettiğimiz kadar duygusal durumlarını da izliyor muyuz? Birçok aile çocuğunun ders başarısını, sınav sonuçlarını, ekran süresini ve arkadaş çevresini yakından takip ediyor. Ancak aynı çocuğun neler hissettiğini, hangi kaygılarla baş etmeye çalıştığını, akranları tarafından dışlanıp dışlanmadığını veya hangi sorunları tek başına taşımaya çalıştığını her zaman fark edemeyebiliyoruz. Çocuklar ve ergenler yaşadıkları psikolojik güçlükleri yetişkinler kadar açık ifade edemeyebilir. Bazen sessizleşir, bazen daha kolay öfkelenir, bazen odalarına kapanır; bazen de daha önce keyif aldıkları etkinliklerden uzaklaşırlar. Burada önemli bir noktayı vurgulamak gerekir: Her öfkeli, içine kapanık ya da yalnız kalmak isteyen çocuk şiddete eğilimli değildir. Ergenlik döneminde duygu düzenleme, kimlik gelişimi ve bağımsızlaşma süreçleri davranışlarda dalgalanmalara yol açabilir. Ancak değişiklikler belirgin, yoğun ve uzun süreliyse bunları görmezden gelmemek gerekir. Çocuklarımız Bize Ne Anlatmaya Çalışıyor? Bir çocuk aniden arkadaşlarından uzaklaşıyorsa, okula gitmek istemiyorsa, uyku düzeni belirgin biçimde değişmişse, yoğun öfke yaşıyorsa veya daha önce göstermediği davranışlar sergiliyorsa öncelikle bunun arkasındaki nedeni anlamaya çalışmalıyız. Ne yazık ki bazen çocuklarımızı dinlemek yerine hemen sorgulamaya başlıyoruz: “Neden böylesin?” “Neden bizimle konuşmuyorsun?” “Telefonunda ne saklıyorsun?” Oysa daha destekleyici bir iletişim kurabiliriz: “Son zamanlarda biraz farklı olduğunu hissediyorum. Seni zorlayan bir şey mi var?” “İstersen konuşabiliriz; seni yargılamadan dinlemek isterim.” “Ne yaşarsan yaşa, birlikte bir çözüm arayabiliriz.” Çünkü çocukların temel psikolojik ihtiyaçlarından biri, yargılanmadan anlaşılabilmektir. Güvenli ve açık iletişim, sorunları erken fark etmenin en güçlü yollarından biridir. Telefonu Kontrol Etmek mi, Güven İlişkisi Kurmak mı? Çocukların dijital dünyada karşılaştığı riskler günümüzde ailelerin haklı olarak önem verdiği konular arasında yer alıyor. Telefonlar, bilgisayarlar, sosyal medya platformları ve çevrim içi oyunlar çocukların günlük yaşamının bir parçası. Bu nedenle ailelerin dijital dünyadan tamamen uzak durması ne mümkün ne de sağlıklı. Önemli olan, bu alanı yasaklar ve gizli denetim üzerinden değil, rehberlik ve güven üzerinden ele alabilmek. Çocuğun telefonunu kontrol etmek ile çocuğun dijital yaşamından haberdar olmak aynı şey değildir. Mesajları gizlice okumak, her hareketi takip etmek veya tehdit ederek yasaklar koymak kısa vadede kontrol sağlıyor gibi görünse de uzun vadede güven ilişkisini zedeleyebilir. Ayrıca çocukların sorun yaşadıklarında yardım istemek yerine saklamayı öğrenmesine yol açabilir. Bunun yerine çocuğun yaşına ve gelişim düzeyine uygun sınırlar belirlemek, dijital ortamlardaki riskler hakkında açıkça konuşmak ve teknoloji kullanımına ilişkin ailece ortak kurallar oluşturmak daha sağlıklı bir yaklaşımdır. Bu kurallar mümkün olduğunca şeffaf, tutarlı ve karşılıklı anlaşmaya dayalı olmalıdır. Aileler siber zorbalık, tehdit içerikleri, şiddeti özendiren paylaşımlar, nefret söylemleri ve çocukları riskli davranışlara yönlendiren çevrim içi gruplar konusunda dikkatli olmalıdır. Unutmamak gerekir ki önemli olan yalnızca çocuğun ekran karşısında kaç saat geçirdiği değildir. Hangi içeriklerle karşılaştığı, bu içeriklerin onda nasıl bir duygu oluşturduğu ve günlük yaşamını nasıl etkilediği de en az süre kadar önemlidir. Her Öfke Bir Tehlike Değildir, Ancak Her Tehdit Ciddiye Alınmalıdır Çocukların zaman zaman öfkelenmesi, aileleriyle çatışması veya yalnız kalmak istemesi gelişimsel açıdan olağan olabilir. Ancak başkalarına zarar verme düşüncelerinin tekrarlanması, belirli kişilere yönelik ciddi tehditlerde bulunulması, şiddeti meşrulaştıran söylemlerin davranışlara dönüşmesi ya da zarar vermeye yönelik somut hazırlıkların görülmesi farklı bir durumdur. Bu tür belirtiler görmezden gelinmemeli; çocuk etiketlenmeden, suçlanmadan ve damgalanmadan profesyonel değerlendirme yapılmalıdır. Somut tehditler söz konusuysa okul yönetimi ve ilgili uzmanlarla iş birliği kurulmalı; yakın ve ciddi bir tehlike varsa gecikmeden acil yardım alınmalıdır. Şiddetin tek bir nedeni olmadığını da unutmamalıyız. Aile içi çatışmalar, akran zorbalığı, sosyal dışlanma, travmatik yaşantılar, ruhsal güçlükler ve çevresel koşullar bazı durumlarda birlikte etkili olabilir. Bu nedenle meseleyi yalnızca çocuğun bireysel özellikleri üzerinden değerlendirmek yeterli değildir. Çocuğun içinde bulunduğu aile, okul, akran ve dijital çevre de birlikte ele alınmalıdır. Çocuklarımızı Bunaltmadan Nasıl Koruyabiliriz? Bir çocuğu korumak, onun hayatının her alanını kontrol etmek anlamına gelmez. Çocukların kendilerine ait bir alanının olması, düşüncelerini ifade edebilmesi ve yaşlarına uygun sorumluluklar üstlenmesi psikolojik gelişimleri açısından önemlidir. Ebeveynlikte amaç, çocuğun yerine her şeyi yapmak değil; ihtiyaç duyduğunda yanında olabileceği güvenilir bir ilişki kurmaktır. Ancak özgürlük, sınırsızlık anlamına da gelmez. Aileler sevgi, sınır ve sorumluluk arasında dengeli bir yaklaşım geliştirmelidir. Sınırlar çocuğu cezalandırmak için değil, güvenliğini desteklemek için konulmalıdır. Bazen birlikte yenilen bir akşam yemeği, telefonları bir kenara bırakıp yapılan kısa bir sohbet, okulda yaşadıklarını gerçekten dinlemek veya yalnızca nasıl hissettiğini sormak bile aramızdaki bağı güçlendirebilir. Çocuklarımızın zorlandıklarında, hata yaptıklarında ya da bir sorun yaşadıklarında bize ulaşabileceklerini bilmeleri son derece önemlidir. Çünkü yardım istemeyi öğrenen çocuklar, sorunları tek başlarına ve riskli yollarla çözmeye daha az ihtiyaç duyarlar. Son Söz: Çocuklarımızın Sadece Başarısını Değil, Duygularını da Görelim Bir uzman psikolog olarak ailelere özellikle hatırlatmak istediğim bir konu var: Çocuklarımızın akademik başarısını önemsediğimiz kadar psikolojik iyilik hâllerini de önemsemeliyiz. Her davranış değişikliğinin arkasında ciddi bir psikolojik sorun bulunmayabilir. Ancak her değişiklik, çocuğumuzu daha yakından anlamamız ve onunla bağ kurmamız için bir fırsat olabilir. Çocuklarımızı sürekli sorgulamak yerine dinlemeyi, kıyaslamak yerine anlamayı, yalnızca kurallar koymak yerine sağlıklı iletişim kurmayı öğrenmeliyiz. Çünkü bir çocuğun kendisini güvende hissettiği ilk yerlerden biri ailesi olmalıdır. Unutmayalım ki çocuklarımızın telefonlarının şifresini bilmek, onların iç dünyalarını tanıdığımız anlamına gelmez. Belki de bugün çocuklarımıza sormamız gereken en önemli soru, “Bugün kaç saat telefon kullandın?” değil, “Bugün kendini nasıl hissettin?” sorusudur. Çocuklarımızın hayatına yalnızca ekranlarından değil, gözlerinden bakmayı öğrenelim. Onları kontrol etmeye çalışmadan önce anlamaya, susturmadan önce dinlemeye, uzaklaştıklarında yargılamadan yanlarına yaklaşmaya gayret edelim. Çünkü bazen bir çocuğun hayatında büyük bir değişim yaratmak için büyük sözlere değil, zamanında uzatılmış bir ele, sabırla kurulmuş bir cümleye ve “Ne olursa olsun, yanındayım” duygusuna ihtiyaç vardır. Geleceği yalnızca daha başarılı değil, daha sağlıklı ve daha merhametli çocuklarla kurabiliriz. Bunun yolu da onların telefonlarına ulaşmaktan önce kalplerine ulaşmaktan geçer. Uzman Psikolog Dr.Cihat Çelik
Ekleme Tarihi: 26 Ekim 2026 -Pazartesi

ÇOCUKLARIMIZIN TELEFONUNU DEĞİL,ÖNCE KALBİNİ AÇALIM

Son dönemde okullarda yaşanan şiddet olayları, çocukların duygusal ve sosyal ihtiyaçlarını ne kadar yakından izlediğimizi yeniden düşünmemiz gerektiğini gösteriyor. Böyle olayların ardından genellikle şu soruları soruyoruz: Bu çocuklar neden böyle davrandı? Aileleri hiçbir şey fark etmedi mi? Öğretmenleri yaşanan değişimi göremedi mi? Oysa belki de önce şu soruyu sormalıyız: Çocuklarımızın davranışlarını takip ettiğimiz kadar duygusal durumlarını da izliyor muyuz? Birçok aile çocuğunun ders başarısını, sınav sonuçlarını, ekran süresini ve arkadaş çevresini yakından takip ediyor. Ancak aynı çocuğun neler hissettiğini, hangi kaygılarla baş etmeye çalıştığını, akranları tarafından dışlanıp dışlanmadığını veya hangi sorunları tek başına taşımaya çalıştığını her zaman fark edemeyebiliyoruz. Çocuklar ve ergenler yaşadıkları psikolojik güçlükleri yetişkinler kadar açık ifade edemeyebilir. Bazen sessizleşir, bazen daha kolay öfkelenir, bazen odalarına kapanır; bazen de daha önce keyif aldıkları etkinliklerden uzaklaşırlar. Burada önemli bir noktayı vurgulamak gerekir: Her öfkeli, içine kapanık ya da yalnız kalmak isteyen çocuk şiddete eğilimli değildir. Ergenlik döneminde duygu düzenleme, kimlik gelişimi ve bağımsızlaşma süreçleri davranışlarda dalgalanmalara yol açabilir. Ancak değişiklikler belirgin, yoğun ve uzun süreliyse bunları görmezden gelmemek gerekir. Çocuklarımız Bize Ne Anlatmaya Çalışıyor? Bir çocuk aniden arkadaşlarından uzaklaşıyorsa, okula gitmek istemiyorsa, uyku düzeni belirgin biçimde değişmişse, yoğun öfke yaşıyorsa veya daha önce göstermediği davranışlar sergiliyorsa öncelikle bunun arkasındaki nedeni anlamaya çalışmalıyız. Ne yazık ki bazen çocuklarımızı dinlemek yerine hemen sorgulamaya başlıyoruz: “Neden böylesin?” “Neden bizimle konuşmuyorsun?” “Telefonunda ne saklıyorsun?” Oysa daha destekleyici bir iletişim kurabiliriz: “Son zamanlarda biraz farklı olduğunu hissediyorum. Seni zorlayan bir şey mi var?” “İstersen konuşabiliriz; seni yargılamadan dinlemek isterim.” “Ne yaşarsan yaşa, birlikte bir çözüm arayabiliriz.” Çünkü çocukların temel psikolojik ihtiyaçlarından biri, yargılanmadan anlaşılabilmektir. Güvenli ve açık iletişim, sorunları erken fark etmenin en güçlü yollarından biridir. Telefonu Kontrol Etmek mi, Güven İlişkisi Kurmak mı? Çocukların dijital dünyada karşılaştığı riskler günümüzde ailelerin haklı olarak önem verdiği konular arasında yer alıyor. Telefonlar, bilgisayarlar, sosyal medya platformları ve çevrim içi oyunlar çocukların günlük yaşamının bir parçası. Bu nedenle ailelerin dijital dünyadan tamamen uzak durması ne mümkün ne de sağlıklı. Önemli olan, bu alanı yasaklar ve gizli denetim üzerinden değil, rehberlik ve güven üzerinden ele alabilmek. Çocuğun telefonunu kontrol etmek ile çocuğun dijital yaşamından haberdar olmak aynı şey değildir. Mesajları gizlice okumak, her hareketi takip etmek veya tehdit ederek yasaklar koymak kısa vadede kontrol sağlıyor gibi görünse de uzun vadede güven ilişkisini zedeleyebilir. Ayrıca çocukların sorun yaşadıklarında yardım istemek yerine saklamayı öğrenmesine yol açabilir. Bunun yerine çocuğun yaşına ve gelişim düzeyine uygun sınırlar belirlemek, dijital ortamlardaki riskler hakkında açıkça konuşmak ve teknoloji kullanımına ilişkin ailece ortak kurallar oluşturmak daha sağlıklı bir yaklaşımdır. Bu kurallar mümkün olduğunca şeffaf, tutarlı ve karşılıklı anlaşmaya dayalı olmalıdır. Aileler siber zorbalık, tehdit içerikleri, şiddeti özendiren paylaşımlar, nefret söylemleri ve çocukları riskli davranışlara yönlendiren çevrim içi gruplar konusunda dikkatli olmalıdır. Unutmamak gerekir ki önemli olan yalnızca çocuğun ekran karşısında kaç saat geçirdiği değildir. Hangi içeriklerle karşılaştığı, bu içeriklerin onda nasıl bir duygu oluşturduğu ve günlük yaşamını nasıl etkilediği de en az süre kadar önemlidir. Her Öfke Bir Tehlike Değildir, Ancak Her Tehdit Ciddiye Alınmalıdır Çocukların zaman zaman öfkelenmesi, aileleriyle çatışması veya yalnız kalmak istemesi gelişimsel açıdan olağan olabilir. Ancak başkalarına zarar verme düşüncelerinin tekrarlanması, belirli kişilere yönelik ciddi tehditlerde bulunulması, şiddeti meşrulaştıran söylemlerin davranışlara dönüşmesi ya da zarar vermeye yönelik somut hazırlıkların görülmesi farklı bir durumdur. Bu tür belirtiler görmezden gelinmemeli; çocuk etiketlenmeden, suçlanmadan ve damgalanmadan profesyonel değerlendirme yapılmalıdır. Somut tehditler söz konusuysa okul yönetimi ve ilgili uzmanlarla iş birliği kurulmalı; yakın ve ciddi bir tehlike varsa gecikmeden acil yardım alınmalıdır. Şiddetin tek bir nedeni olmadığını da unutmamalıyız. Aile içi çatışmalar, akran zorbalığı, sosyal dışlanma, travmatik yaşantılar, ruhsal güçlükler ve çevresel koşullar bazı durumlarda birlikte etkili olabilir. Bu nedenle meseleyi yalnızca çocuğun bireysel özellikleri üzerinden değerlendirmek yeterli değildir. Çocuğun içinde bulunduğu aile, okul, akran ve dijital çevre de birlikte ele alınmalıdır. Çocuklarımızı Bunaltmadan Nasıl Koruyabiliriz? Bir çocuğu korumak, onun hayatının her alanını kontrol etmek anlamına gelmez. Çocukların kendilerine ait bir alanının olması, düşüncelerini ifade edebilmesi ve yaşlarına uygun sorumluluklar üstlenmesi psikolojik gelişimleri açısından önemlidir. Ebeveynlikte amaç, çocuğun yerine her şeyi yapmak değil; ihtiyaç duyduğunda yanında olabileceği güvenilir bir ilişki kurmaktır. Ancak özgürlük, sınırsızlık anlamına da gelmez. Aileler sevgi, sınır ve sorumluluk arasında dengeli bir yaklaşım geliştirmelidir. Sınırlar çocuğu cezalandırmak için değil, güvenliğini desteklemek için konulmalıdır. Bazen birlikte yenilen bir akşam yemeği, telefonları bir kenara bırakıp yapılan kısa bir sohbet, okulda yaşadıklarını gerçekten dinlemek veya yalnızca nasıl hissettiğini sormak bile aramızdaki bağı güçlendirebilir. Çocuklarımızın zorlandıklarında, hata yaptıklarında ya da bir sorun yaşadıklarında bize ulaşabileceklerini bilmeleri son derece önemlidir. Çünkü yardım istemeyi öğrenen çocuklar, sorunları tek başlarına ve riskli yollarla çözmeye daha az ihtiyaç duyarlar. Son Söz: Çocuklarımızın Sadece Başarısını Değil, Duygularını da Görelim Bir uzman psikolog olarak ailelere özellikle hatırlatmak istediğim bir konu var: Çocuklarımızın akademik başarısını önemsediğimiz kadar psikolojik iyilik hâllerini de önemsemeliyiz. Her davranış değişikliğinin arkasında ciddi bir psikolojik sorun bulunmayabilir. Ancak her değişiklik, çocuğumuzu daha yakından anlamamız ve onunla bağ kurmamız için bir fırsat olabilir. Çocuklarımızı sürekli sorgulamak yerine dinlemeyi, kıyaslamak yerine anlamayı, yalnızca kurallar koymak yerine sağlıklı iletişim kurmayı öğrenmeliyiz. Çünkü bir çocuğun kendisini güvende hissettiği ilk yerlerden biri ailesi olmalıdır. Unutmayalım ki çocuklarımızın telefonlarının şifresini bilmek, onların iç dünyalarını tanıdığımız anlamına gelmez. Belki de bugün çocuklarımıza sormamız gereken en önemli soru, “Bugün kaç saat telefon kullandın?” değil, “Bugün kendini nasıl hissettin?” sorusudur. Çocuklarımızın hayatına yalnızca ekranlarından değil, gözlerinden bakmayı öğrenelim. Onları kontrol etmeye çalışmadan önce anlamaya, susturmadan önce dinlemeye, uzaklaştıklarında yargılamadan yanlarına yaklaşmaya gayret edelim. Çünkü bazen bir çocuğun hayatında büyük bir değişim yaratmak için büyük sözlere değil, zamanında uzatılmış bir ele, sabırla kurulmuş bir cümleye ve “Ne olursa olsun, yanındayım” duygusuna ihtiyaç vardır. Geleceği yalnızca daha başarılı değil, daha sağlıklı ve daha merhametli çocuklarla kurabiliriz. Bunun yolu da onların telefonlarına ulaşmaktan önce kalplerine ulaşmaktan geçer. Uzman Psikolog Dr.Cihat Çelik
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve gozdetv.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.