Dünya artık devasa bir köye dönüştü derken, aslında her birimizin kendi küçük, izole odalarına hapsolacağını öngörememiştik. Bilgiye erişim hızımız artsa da, birbirimize olan mesafemiz –özellikle dijital platformlarda– hiç olmadığı kadar açıldı. Oysa biz, Adıyaman’ın dar sokaklarında farklı seslerin, farklı inançların ama aynı samimiyetin içinde büyümüş bir nesiliz. Bugün ise cebimizdeki ekranlar, bizi kadim "komşuluk" hukukumuzdan koparıp sanal birer savaşçıya dönüştürme riskini taşıyor.
Filtre Balonları: Zihnimizin Görünmez Duvarları
Sosyal medya algoritmaları, bize sadece duymak istediklerimizi fısıldıyor. Tıkladığımız her içerik, beğendiğimiz her yorum bizi biraz daha kendi görüşlerimize hapsediyor. Eli Pariser, bu durumu "Filtre Balonu" olarak adlandırır ve internetin bizi dış dünyadan, farklı fikirlerden izole eden kişisel bir algoritma çemberine hapsettiğini belirtir. Bu balonun içindeyken, "ötekinin" ne dediğini duymak imkânsızlaşır.
Yankı Odalarında Adıyaman’ın Sesini Aramak
İnsanlar sadece kendi fikirlerini onaylayan gruplarla etkileşime girdiğinde, mevcut görüşleri daha da keskinleşiyor. Cass Sunstein, sosyal medyadaki bu gruplaşmanın "grup kutuplaşmasına" yol açtığını, benzer fikirdeki insanların bir araya gelerek daha radikal noktalara savrulduğunu savunur.
Peki, bu akademik tespitler bizim sokağımıza nasıl yansıyor? Adıyaman, yüzyıllardır Müslüman-Hıristiyan, Sünni-Alevî, Kürt-Türk ayrımı gözetmeksizin aynı taziye evinde buluşan, aynı bayram sofrasına oturan insanların şehridir. Bizim "Yankı Odamız" eskiden “eski çarşı”daki çay ocaklarıydı; orada herkes birbirinin yüzüne bakarak, edeple tartışırdı. Şimdi ise dijital mecralarda, yüz yüze gelsek söyleyemeyeceğimiz cümleleri, klavye ardına sığınarak savuruyoruz.
Eleştiri Mi, Yoksa Dijital Linç Mi?
Bugün sosyal medyada bir konu tartışmaya açıldığında, mesele "gerçeği bulmak" değil, "tarafını belli etmek" haline geldi. Özellikle inanç ve kültür eksenli tartışmalarda (mezhep çıkmazları gibi), eleştiri kültürü yerini hızla kutuplaşmaya bırakıyor. Oysa Adıyaman’ın kültürel genetiğinde "eleştiri", yapıcı bir nasihattir; dijital dünyadaki gibi bir "yok etme" çabası değildir.
Sahâbî Safvân b. Muattal’ın Mirasıyla Bakmak
Bu topraklar, hoşgörünün ve sabrın timsali olan Sahâbî Safvan b. Muattal’ın gölgesindedir. Onun mirası, bize "birbirimize karşı emin olmayı" öğretir. Dijitalin bizi bölmeye çalışan algoritmalarına karşı en büyük silahımız, yine kendi özümüzdeki o muazzam "bir arada yaşama" iradesidir.
Ekranın parlaklığına dalıp, yanımızdaki komşunun rengini unutmayalım. Algoritmaların bizi hapsettiği o balonları patlatmak, ancak farklı bir sese kulak vermekle ve eleştiri kültürünü bu şehrin kadim nezaketiyle yoğurmakla mümkündür.