Ümmetin Sessizliği ve Minab’ın Çığlığı
Tarih 4 Mart 2026. Ortadoğu, emperyalist bir kuşatmanın en kanlı evresini yaşıyor. "Katil ABD" ve "siyonist İsrail"in 28 Şubat gecesi başlattığı saldırılar, sadece askeri hedefleri değil, bir medeniyetin geleceğini ve masumiyetini de hedef alıyor. Ancak bu savaşın en acı cephesi cephe hattında değil; "Müslüman" sıfatı taşıyan başkentlerin koridorlarında örülen ihanet duvarlarındadır.
Masumiyetin Katli: Minab Okul Saldırısı
Siyonist vahşetin gerçek yüzü, 1 Mart 2026 günü Hürmüzgan eyaletinin Minab kentinde bir kez daha tescillendi. Bir Kız İlkokulu’na isabet eden füzeler, sadece bir binayı değil, 160’dan fazla masum çocuğu da katletti. Bugün Tahran ve Minab sokaklarında yankılanan füzelerin sesi değil, küresel zalimlerin öldürdüğü o küçük çocukların yarım kalan çığlığıdır. Okul sıralarına düşen kan, bu savaşın bir "terörle mücadele" değil, doğrudan bir nesli kurutma operasyonu olduğunun en somut delilidir.
Saraylardaki İhanet ve Stratejik Suskunluk
İran halkı ve direniş güçleri, topyekûn bir imha saldırısına karşı canlarını ortaya koyarken, bazı İslam ülkelerinin liderleri tarihin en utanç verici "tarafsızlığını" veya daha kötüsü, gizli ortaklığını sergiliyor. Bölgedeki Amerikan üslerine kapılarını sonuna kadar açan, semalarını İsrail jetlerine koridor yapan yönetimler, bu katliamın suç ortağıdır. Kendi halkları sokaklarda feryat ederken, Washington’dan gelecek icazete bel bağlayan başta "Suudi Amerika" olmak üzere bu modern zaman işbirlikçileri, Müslüman coğrafyasını emperyalizmin oyun sahasına çevirmiş durumdadır. Bu, sadece İran’a değil, Hicaz'a, Kudüs’e, Bağdat’a ve tüm İslam dünyasına karşı yapılmış bir ihanettir.
Mezhepçilik Fitnesi ve Vahdet İhtiyacı
Zalimlerin en büyük silahı, asırlardır olduğu gibi bugün de "böl ve yönet" taktiğidir. Bu savaşı bir "Şii Savaşı" gibi göstermeye çalışan kirli propaganda makinesi, Müslümanların birliğini parçalamayı hedefliyor. Oysa Minab’da ölen çocukların mezhebi yoktur; onlar ümmetin evlatlarıdır. Bugün vakit, mezhepçilik fitnesine kapılma vakti değil, bu sapık ve işgalcilere karşı bir beden olma, vahdet vaktidir. Eğer bugün Müslüman coğrafyası bu siyonist vahşete karşı ortak bir duruş sergileyemezse, yarın sıranın Sünnilerde olduğunu zaten kendi dilleriyle ifade ettiler. Direniş, sadece İran’ın değil, tüm mazlumların onur mücadelesidir.
Sonuç olarak; ABD ve İsrail’in füzeleri öldürebilir ama asıl öldürücü olan, Müslüman liderlerin sessizliği ve mezhepçilik üzerinden devşirilen nefrettir. Ümmet, kendi içindeki hainleri ve işbirlikçileri tasfiye etmedikçe, okullara füzeler düşmeye devam edecektir.
Rabbim, bu aziz ve mübarek ayda emperyalist ve siyonistlere karşı İran'a yardım etsin. Masum ve mazlum halkı muzaffer kılsın. Vesselâm.