giftcardmall/mygift dini chat
Mervenur Cihanbey
Köşe Yazarı
Mervenur Cihanbey
 

ANNE; HER GÜN BİR YERİN AĞRIYORDU, AĞRILARIN DİNDİ Mİ?

ANNE; HER GÜN BİR YERİN AĞRIYORDU, AĞRILARIN DİNDİ Mİ? Anne… Evrenin her zerresine yazılır da kelimeler, cümleler ve dahi şiirler ama anneye yazılamaz. Böylesini bilirdik. “Anne yârdır, ilk diyardır, Varlığı sıla, yokluğu fasıladır, Kevserde beklenen o kavuşmadır, Huzurun buğusu, cennete pusuladır.” denilmişti anne için. Daha neler denilmişti de, yine de karşılayamamıştı hiçbir dize anneyi… İşte böylesine zorken ona kelimeleri dizmek, biz 6 Şubat’ta yüreklerimizi dağlaya dağlaya cümleler dizmek zorunda kaldık annemize. Karanlığın, enkazın, tozun ve de zemherinin soğuğunda veda ettik annemize. Kimimiz acılarını, ağrılarını duya duya veda ettik annemize. Sonra kimimiz tertemiz bir kefene bile saramadan veda ettik annemize… Ve dahi veda edemedik kimimiz… Sonra bir de babalar vardı, küçücük kızının cansız bedeni üşümesin diye, üzerine örtü alıp çaresizce bekleyen… Ve yine babalar vardı, veda ettiği kızının enkaz altında telefona bıraktığı 22 adet ses kaydını bugün bile dinleyemeyip “Her şeye cesaretim var ama buna yok…” diyen… Öğretmen olanımız vardı, “En çok siz bizi sevdiniz, bizde en çok sizi seviyoruz.” diyen öğrencisine, yüreği dağlana dağlana veda eden… Eşine, enkazın içinden soğuk ellerine dokunup son kez veda edenimiz vardı… Annesini, babasını kaybettiğinden bihaber değil de, belki de onları yıkılan hanesinin etrafında görürcesine gülümseyen gül yüzlü bebek olanımız vardı… Kışlar vardı, yağan karına hevesle bulandığımız… Zemheri vardı, iliklerimize kadar hissetsek de soğuğunu, sevdiklerimizin varlığıyla ısındığımız… Baharlar vardı, hüzne râm olmadan gül goncaları açtıran… Yollarımız vardı, nicesi türkülere konu olan… Her zerresi acıya uyanmış nicemiz vardı…   Şimdilerde ise, memleketimiz var… Yürürken “taşı, toprağı inciniyor mu?” diye düşündüğümüz…   Nicesi geçmiş zamana dair kurulan cümlelerimizin arasında acımız var bir de… Bu acı ki; unutmak değil, geçmek değil; kalbimizin derununda ilk gece gibi duran ve dahi vakitli vakitli kanayan bir acı…   Acımızı dağladığımız için, unutulduğumuz için, sahiplenilmediğimiz için “Acıyaman” dediler o vakitlerde. “Deprem Edebiyatı” dedi bazısı, ihmallerin üzerine “kader” deyip geçti bazısı ve bir de acımızdan heybesini doldurdu bazısı…   Oncası yıkıklığımızın üzerine, yaramıza tuz olanları gönüllerimizin görmediğini zannetti bazısı. Gördük, görüyoruz, görmeye devam edeceğiz. Acımız zamanın her türlü ezberini bozarcasına çünkü. Gidenlerimiz için, memleketimiz için ve dahi yine de umutlar yeşertmek için ayaktayız çünkü…   Hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz hiç dinmeyen acımızın içinde. Kalemimiz, çabamız, meşguliyetlerimiz hiç durmayacak yarıda kalan hayalleri, umutları yeşertmek için. Varmak istediğimiz her durak, en çok memleketimize yeni acılar bırakmamak için olacak. Ayrılıkların ve acıların demlendiği bu şehirde, eksilmişliğimiz ile birbirimize tutunacağız. Öylesine vefalı olacağız ki acımıza, acımız dışında hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.   Anne demiştik ya hani. En çok onun için kelimeleri dizmek zordu ya hani… En çok da, o demlendiğimiz acımızın içinde, mezar taşına: “Anne; her gün bir yerin ağrıyordu, Ağrıların dindi mi?” yazdığımız için vefalı olacağız acımıza…   Gidenlerimizin ruhu, cennetin en güzel çiçeklerinin kokusuyla huzur bulsun, Kalanlarımız ise, onların gidişi arkasında layık olabilmek için acımıza sabır, güç ve de ile umut dolsun…   Merve Nur CİHANBEY
Ekleme Tarihi: 05 Şubat 2026 -Perşembe

ANNE; HER GÜN BİR YERİN AĞRIYORDU, AĞRILARIN DİNDİ Mİ?

ANNE; HER GÜN BİR YERİN AĞRIYORDU, AĞRILARIN DİNDİ Mİ?

Anne… Evrenin her zerresine yazılır da kelimeler, cümleler ve dahi şiirler ama anneye yazılamaz. Böylesini bilirdik.

“Anne yârdır, ilk diyardır,

Varlığı sıla, yokluğu fasıladır,

Kevserde beklenen o kavuşmadır,

Huzurun buğusu, cennete pusuladır.” denilmişti anne için. Daha neler denilmişti de, yine de karşılayamamıştı hiçbir dize anneyi…

İşte böylesine zorken ona kelimeleri dizmek, biz 6 Şubat’ta yüreklerimizi dağlaya dağlaya cümleler dizmek zorunda kaldık annemize. Karanlığın, enkazın, tozun ve de zemherinin soğuğunda veda ettik annemize. Kimimiz acılarını, ağrılarını duya duya veda ettik annemize. Sonra kimimiz tertemiz bir kefene bile saramadan veda ettik annemize… Ve dahi veda edemedik kimimiz…

Sonra bir de babalar vardı, küçücük kızının cansız bedeni üşümesin diye, üzerine örtü alıp çaresizce bekleyen…

Ve yine babalar vardı, veda ettiği kızının enkaz altında telefona bıraktığı 22 adet ses kaydını bugün bile dinleyemeyip “Her şeye cesaretim var ama buna yok…” diyen…

Öğretmen olanımız vardı, “En çok siz bizi sevdiniz, bizde en çok sizi seviyoruz.” diyen öğrencisine, yüreği dağlana dağlana veda eden…

Eşine, enkazın içinden soğuk ellerine dokunup son kez veda edenimiz vardı…

Annesini, babasını kaybettiğinden bihaber değil de, belki de onları yıkılan hanesinin etrafında görürcesine gülümseyen gül yüzlü bebek olanımız vardı…

Kışlar vardı, yağan karına hevesle bulandığımız…

Zemheri vardı, iliklerimize kadar hissetsek de soğuğunu, sevdiklerimizin varlığıyla ısındığımız…

Baharlar vardı, hüzne râm olmadan gül goncaları açtıran…

Yollarımız vardı, nicesi türkülere konu olan…

Her zerresi acıya uyanmış nicemiz vardı…

 

Şimdilerde ise, memleketimiz var… Yürürken “taşı, toprağı inciniyor mu?” diye düşündüğümüz…

 

Nicesi geçmiş zamana dair kurulan cümlelerimizin arasında acımız var bir de… Bu acı ki; unutmak değil, geçmek değil; kalbimizin derununda ilk gece gibi duran ve dahi vakitli vakitli kanayan bir acı…

 

Acımızı dağladığımız için, unutulduğumuz için, sahiplenilmediğimiz için “Acıyaman” dediler o vakitlerde.

“Deprem Edebiyatı” dedi bazısı, ihmallerin üzerine “kader” deyip geçti bazısı ve bir de acımızdan heybesini doldurdu bazısı…

 

Oncası yıkıklığımızın üzerine, yaramıza tuz olanları gönüllerimizin görmediğini zannetti bazısı. Gördük, görüyoruz, görmeye devam edeceğiz. Acımız zamanın her türlü ezberini bozarcasına çünkü. Gidenlerimiz için, memleketimiz için ve dahi yine de umutlar yeşertmek için ayaktayız çünkü…

 

Hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz hiç dinmeyen acımızın içinde.

Kalemimiz, çabamız, meşguliyetlerimiz hiç durmayacak yarıda kalan hayalleri, umutları yeşertmek için.

Varmak istediğimiz her durak, en çok memleketimize yeni acılar bırakmamak için olacak.

Ayrılıkların ve acıların demlendiği bu şehirde, eksilmişliğimiz ile birbirimize tutunacağız.

Öylesine vefalı olacağız ki acımıza, acımız dışında hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

 

Anne demiştik ya hani. En çok onun için kelimeleri dizmek zordu ya hani… En çok da, o demlendiğimiz acımızın içinde, mezar taşına:

“Anne; her gün bir yerin ağrıyordu,

Ağrıların dindi mi?” yazdığımız için vefalı olacağız acımıza…

 

Gidenlerimizin ruhu, cennetin en güzel çiçeklerinin kokusuyla huzur bulsun,

Kalanlarımız ise, onların gidişi arkasında layık olabilmek için acımıza sabır, güç ve de ile umut dolsun…

 

Merve Nur CİHANBEY

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve gozdetv.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.